6 Şubat depreminde kaç bin kişi vefat etti ?

Emirhan

New member
6 Şubat Depreminde Kaç Bin Kişi Hayatını Kaybetti? Acının Sayıyla Ölçülemeyen Yüzü

6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye’nin yakın tarihine yalnızca büyük bir doğal afet olarak değil, aynı zamanda derin bir toplumsal yara olarak geçti. Resmî açıklamalara göre Türkiye’de 53 binden fazla insan hayatını kaybetti. Suriye’de yaşamını yitirenlerle birlikte toplam can kaybı 59 bini aştı. Ancak bu rakamlar ne kadar büyük görünse de aslında kaybedilen hayatların bıraktığı boşluğu tam olarak anlatmaya yetmiyor. Çünkü her sayı, bir insanın yarım kalan hayatını, dağılan ailesini, eksik kalan bir sofrayı temsil ediyor.

Depremin ilk saatlerinden itibaren televizyon ekranlarında sürekli sayılar konuşuldu. “Şu kadar bina yıkıldı”, “bu kadar kişi enkaz altında”, “şu şehirde kayıp sayısı arttı” gibi ifadeler duyuldu. Fakat insan bir süre sonra fark ediyor ki mesele yalnızca rakam değil. O sayıların içinde anneler vardı, çocuklar vardı, sabah işe gitmek için alarm kurmuş insanlar vardı. Akşam evine ekmek götürmeye çalışan babalar, sınava hazırlanan gençler, mutfakta çorba kaynatan kadınlar vardı.

Bir evin düzeni bazen dışarıdan çok sıradan görünür. Sabah kahvaltısı hazırlanır, çocuk okula gönderilir, biri işe gider, biri markete uğrar. İnsan hayatı çoğu zaman böyle küçük alışkanlıklarla akar. İşte deprem tam da bu düzenin ortasına girdi. Bir gecede yalnızca binalar değil, insanların yıllarca kurduğu hayat düzeni çöktü.

Deprem Sadece Binaları Yıkmadı

Deprem denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak çöken apartmanlar geliyor. Elbette yıkılan yapılar büyük bir felaketin görüntüsüydü. Ancak yaşanan kayıp yalnızca betonun altında kalan insanlardan ibaret değildi. O gün birçok kişi ailesinin tamamını kaybetti. Kimi annesiz kaldı, kimi evlatsız. Bazı çocuklar tek başına kaldı. Bazı insanlar ise kurtulduğu için suçluluk hissetti.

Birçok şehirde hayat uzun süre normale dönemedi. Çünkü bir marketin açılması, yolların temizlenmesi ya da elektriğin gelmesi tek başına yeterli olmuyor. İnsan ruhu kolay toparlanmıyor. Özellikle deprem bölgelerinde yaşayan insanların anlattıkları, bu acının yıllarca süreceğini gösteriyor.

Bir kadın düşünün; yıllardır aynı mutfakta yemek yapmış, aynı balkonda çiçek sulamış. Bir sabah hiçbir şey kalmamış. İnsan bazen bir tabağın yerini bile özlüyor. Çünkü ev dediğimiz şey yalnızca duvar değil. Hatıra demek, emek demek, güven hissi demek.

53 Bin Kişi Bir İstatistik Değildir

Resmî kayıtlara göre 53 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu sayı, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük can kayıplarından biri olarak kayda geçti. Ancak zaman geçtikçe insanlar bazen rakamlara alışıyor. İşte en tehlikeli nokta da bu oluyor. Çünkü alışılan her büyük acı, toplumun hafızasında yavaş yavaş sıradanlaşmaya başlıyor.

Oysa bir insanın kaybı bile aslında büyük bir boşluk oluşturur. Bir ailede eksilen bir kişinin yeri yıllarca dolmaz. Düşünün ki bir apartmanda onlarca insan aynı anda hayatını kaybediyor. Geriye kalanlar için her köşe bir hatıraya dönüşüyor.

Deprem sonrası birçok insanın anlattığı ortak bir duygu vardı: “Keşke o gece farklı bir şey yapsaydık.” Kimisi başka odada yatsaydı kurtulacağını düşündü, kimisi erken uyansa belki ailesini çıkarabileceğini söyledi. İnsan zihni böyle zamanlarda sürekli geçmişi kurcalıyor. Ama gerçek şu ki böyle büyük afetlerde insanlar çoğu zaman kaderle saniyeler içinde karşı karşıya kalıyor.

Toplum O Gün Birbirine Tutunmayı Hatırladı

Acının en yoğun olduğu günlerde Türkiye’nin dört bir yanından insanlar yardım için seferber oldu. Kimi battaniye gönderdi, kimi yemek yaptı, kimi arabasına erzak yükleyip bölgeye gitti. O günlerde televizyonlarda yalnızca yıkım değil, dayanışma da görüldü.

Bir tas çorbanın bile ne kadar kıymetli olduğu yeniden anlaşıldı. İnsan bazen normal günlerde önemsemediği şeylerin aslında hayatın temel direği olduğunu zor zamanlarda fark ediyor. Sıcak bir oda, temiz su, çalışan bir telefon hattı… Bunların hepsi deprem bölgesinde hayati ihtiyaçlara dönüştü.

Özellikle kadınların deprem sonrasında gösterdiği dayanışma dikkat çekiciydi. Çocukları sakinleştirmeye çalışanlar, yaşlılara yemek hazırlayanlar, enkaz başında bekleyen ailelere destek olanlar… Kriz anlarında günlük hayatı ayakta tutan görünmez bir emek vardı. Çünkü insanlar ne kadar büyük acı yaşarsa yaşasın, hayatı sürdürebilmek için küçük düzenlere ihtiyaç duyuyor.

Deprem Gerçeğiyle Yaşamayı Öğrenmek

Türkiye bir deprem ülkesi. Bu gerçek yıllardır söyleniyor ama çoğu zaman günlük telaşların içinde geri plana atılıyor. İnsan çalışıyor, çocuk büyütüyor, faturalarla uğraşıyor derken böyle büyük riskleri düşünmek istemiyor. Fakat 6 Şubat depremleri gösterdi ki ihmal edilen her konu bir gün çok ağır sonuçlar doğurabiliyor.

Sağlam bina meselesi artık yalnızca teknik bir konu değil, doğrudan hayat meselesi. İnsan ev seçerken yalnızca mutfağın büyüklüğüne ya da manzaraya bakmamalı. Binanın güvenliği en temel öncelik olmalı. Çünkü bir ev insanı yalnızca yağmurdan korumaz; gerektiğinde hayatta da tutar.

Aynı şekilde aile içinde afet bilinci oluşturmak da önemli hale geldi. Çocuklara deprem anında ne yapılacağı öğretilmeli. Evde küçük bir acil durum çantası bulundurmak bile bazen çok büyük fark yaratabiliyor. Bunlar küçük detay gibi görünse de kriz anında hayat kurtarabiliyor.

Unutulmaması Gereken Bir Acı

Aradan zaman geçtikçe insanlar günlük hayatlarına geri dönüyor. Bu hayatın doğal akışı. Ancak böyle büyük felaketlerin tamamen unutulması toplum açısından tehlikeli olur. Çünkü unutulan her acı, gerekli derslerin de unutulmasına neden olur.

6 Şubat depreminde hayatını kaybeden 53 binden fazla insan, yalnızca bir haber başlığı olarak hatırlanmamalı. Onlar bu ülkenin insanlarıydı. Aynı sokaklarda yürüyen, aynı pazarlardan alışveriş yapan, aynı kaygıları taşıyan insanlardı.

Bugün hâlâ birçok aile kaybettiklerinin yasını yaşamaya devam ediyor. Bazıları yeni evine alışmaya çalışıyor, bazı çocuklar hâlâ gece korkuyla uyanıyor. Bu nedenle deprem konusu yalnızca yıldönümlerinde konuşulup geçilecek bir mesele değil. Toplum olarak hem fiziksel hem vicdani anlamda hazırlıklı olmak gerekiyor.

Çünkü bazen bir felaketin ardından geriye kalan en önemli şey, insanların birbirine sahip çıkabilmesi oluyor. Ve bazı acılar gerçekten rakamlarla anlatılamıyor.
 
Üst